skip to main |
skip to sidebar
Tarlada soluklanma zamanı geldi mi üzerine oturup köylülerin yemeklerini yediklerini tahmin ettiğim bu ahşap yapılardan kozak yaylasında çok var.. karpuzları üzerine topluyor da olabilirler. bilen varsa yazsın efendim iyi seyirler...

Montrö meydanında, Atatürk Lisesinin duvarı üzerinde hep bu bisiklet. Sahibini işe getirip götürüyor. Sahibi çalışırken de duvarın üzerinde onu bekliyor. Duvarın üzerinde olması da benim hoşuma gidiyor =)

Bazı kareler vardır. Üzerine hiçbirşey söylemeye gerek yoktur. Herşeyi kendi anlatır.
Sakatlık bedende değil, beyindedir.

paraşütten bir detay çalışması..
İzmir'in ve Kültürparkın simgesi, Fuarın paraşüt kulesi... Kendi bakış açımla ve ters ışığın güzelliğiyle...

Bir türlü gezmeye fırsat bulamadığım TCG Ege Fırkateyni ve Piri Reis Denizaltısı... Fırkateynin gece görüntüsü.. İnciraltı, İzmir.

Dalyanköy'deki Piri Reis heykelinin yanından balık avlamanın zevki yanında limana girip çıkan balıkçı tekneleri de izlemesi keyif veren görüntüler oluşturmakta. Hele bir de hava bulutluysa...

Parası olanlar Taksi'ye...

Stickerların tamamı da olsun istedim bi karede. Lost izleyenler benzin kapağına dikkat edeceklerdir.

Alsancak'ta yağmur sonrası bir kış yürüyüşü sırasında ilk kez gördüm bu aracı. Annemin bana hamile olduğu dönemde babamın aynen böyle bir vosvosu varmış. Üzerindeki stickerlarla çok daha güzel bir hale gelmiş. Rengarenk bir özgürlük ruhu kapsıyor insanın içini...

Kendisi Torbalı'daki Metropolis antik kentinin bir sakini. Gönül bir makro lens isterdi ama bu da bizim detayımız olsun.

Pasaport İzmir'in simgelerindendir. İskelesi, karakol binası ve martıları da pasaportun... Bir İzmir klasiği...

Bayındır'dan gülümseten bir an. Hayatın ta kendisinin bir fıkra olduğunu hissettiren. Tiren ya da tren, Büyük Küçük... ne farkeder. sıcak işte..

Milenyum faytonları diyesim geldi ilk gördüğümde.. İzmir'in, kordonun simgesi faytonlar. Onlar da zamana ayak uydurdu. Artık faytonlarımız da reklam almaya başladı. Belki ileride robot atlarla çekilecek, koku yok, yem derdi yok... Herşey gibi onlar da eriyip gidecek..
İnciraltının batı tarafı günabatımında çok güzel renkler veriyor. Özellikle de hafif bulutlu havalarda morun, pembenin ve lacivertin binbir tonunu görebilirsiniz. Bu da kendi doğal sarısıyla bir gün batımı, ve crown plazanın ihtişamlı silüeti.

Bazı anlar vardır içerisindeki tezattır güzelliği yaşatan, hissettiren. İşte o anlardan biriydi.. Fotoğraf çekmek için şehirden fazla uzaklaşamama duygusunun yine bir İnciraltı tesellisi.. Biri daha vardı denizde tek başına şehirden uzaklaşamayan. Urla'da, Çeşme'de değil, şehirde.. Şehirli balıkçı o.. doğmasa da o şehirde...
İnciraltında 70-300 lens denemelerinin ortasında susayan bu kedi, bir çita misali öfkeli ama ama her an kaçacak kadar da ürkek bakışlarıyla, yansımasıyla bana güzel bir portre pozu verdi.